
Transatlantik Güvenlik Mimarisinde Yeni Eksen: Texas'tan Ankara'ya Kesintisiz Savunma Ağı
Küresel güvenlik mimarisinin radikal bir dönüşüm geçirdiği ve konvansiyonel tehdit konseptlerinin yerini asimetrik hibrit savaş unsurlarına bıraktığı bu kritik dönemde, müttefikler arasındaki askeri-endüstriyel iş birliği parametreleri yeniden tanımlanıyor. 29 Haziran 2026 tarihinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda gerçekleştirilen NATO Parlamenter Zirvesi, ittifakın geleceğini şekillendirecek stratejik bir projeksiyona ev sahipliği yaptı. Bu üst düzey buluşma, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirilecek olan büyük NATO Zirvesi öncesinde müttefik ülkelerin karar alıcıları ve savunma planlayıcıları için kritik bir hazırlık ve dayanışma platformu niteliği taşıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirve kapsamında müttefik parlamenterler onuruna verilen resmi yemekte yaptığı konuşmada, transatlantik güvenlik eksenindeki entegrasyon açıklarına vurgu yaptı. Erdoğan, "Dar siyasi çıkarlar nedeniyle Türkiye'nin sahip olduğu savunma kapasitesinin dışlanması kimseye fayda sağlamaz. Bu noktada, ama veya fakat olmaksızın, Texas'tan Ankara'ya uzanan ittifak genelinde bir güvenlik ve savunma ağı inşa etmeliyiz" diyerek Batı ittifakının savunma sanayii ve teknoloji paylaşımı konusundaki kısıtlamalarına karşı net bir duruş sergiledi.

Jeopolitik Kırılmalar ve Güvenlik Paradigmasının Yeniden İnşası
Avrupa-Atlantik coğrafyasının doğu ve güneydoğu sınırlarında biriken jeopolitik risklerin asimetrik tehdit haritasını kökten değiştirdiğini belirten Erdoğan, savaş tehlikesi, krizler, terörizm ve düzensiz göç dalgalarının savunma stratejilerini güncellemeyi zorunlu kıldığını ifade etti. Küresel sistemin mevcut tanımlamalarının anlamını yitirdiğini savunan Cumhurbaşkanı, Gazze ve Lübnan'da yaşanan son askeri krizlerin insani vicdanda derin yaralar açmasının yanı sıra, uluslararası kurumsal yapıların ve askeri teorilerin inandırıcılığını da tasfiye ettiğini kaydetti.
Türkiye’nin, ittifakın Avrupa savunma sütununun inşasında birincil aktörlerden biri olduğuna dikkat çeken Erdoğan, Avrupa Birliği bünyesinde başlatılan savunma ve güvenlik girişimlerinin tamamında Türkiye’nin askeri ve endüstriyel kabiliyetleriyle yer alma iradesini yineledi. Ankara'da düzenlenecek olan ana zirve kapsamında organize edilecek "NATO Savunma Sanayii Forumu", Türk savunma sanayii ekosisteminin ulaştığı teknolojik olgunluk seviyesini ve operasyonel olarak kanıtlanmış milli platformları müttefiklerin incelemesine sunacak kapsamlı bir askeri diplomasi alanı olarak tasarlandı.
Askeri Katkı Parametreleri ve Caydırıcılık Endeksi
Jeostratejik açıdan kriz bölgeleriyle 1.800 kilometreden (1.118,47 mil) fazla kara sınırı bulunan Türkiye, 70 yılı aşkın süredir NATO'nun güney kanadındaki en büyük askeri gücü ve caydırıcılık unsuru olarak konumlanıyor. Lahey Zirvesi’nde müttefiklerin önüne koyulan savunma harcaması taahhütleri doğrultusunda askeri bütçesini ve Ar-Ge yatırımlarını sistematik olarak artıran Ankara, NATO misyon, operasyon ve çok uluslu görev güçlerine en aktif katkı sağlayan ilk 5 müttefik ülke arasında yer alarak operasyonel ağırlığını koruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa kıtasının kolektif güvenliğine sunduğu bu kritik katkıların müttefik başkentler tarafından zaman zaman göz ardı edilmesini ise stratejik bir hata olarak değerlendirdi.
Bölgesel Güvenlik Odakları ve İki Devletli Çözüm
NATO’nun 360 derecedik çok boyutlu güvenlik konseptinin Ukrayna sahası, Basra Körfezi ve Filistin’deki kriz bölgelerini aynı hassasiyetle izlemesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel diplomasi hamlelerine de değindi. Ankara'nın, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ateşkes arayışlarında Pakistan ve Katar gibi bölgesel ortaklarla aktif diplomatik koordinasyon yürüteceğini bildirdi. Ayrıca Lübnan'ın istikrarını sabote etmeye yönelik askeri provokasyonlara karşı küresel parlamenter destek çağrısında bulundu.
Ortadoğu coğrafyasında kalıcı istikrar ve barışın tesis edilmesinin askeri işgallerin son bulmasına bağlı olduğunu hatırlatan Erdoğan, krizin nihai çözümü için 1967 sınırları temelinde, toprak bütünlüğü korunmuş, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti'nin kurulmasının (iki devletli çözüm) kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin stratejik denge politikasına da değinen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, savaşın her iki tarafıyla da doğrudan, üst düzey askeri ve diplomatik temas kurabilen ve bu sayede somut koridorlar açabilen yegane müttefik ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, adil arabuluculuk faaliyetlerinin kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti. Zirve delegasyonunun, program kapsamında Türkiye'nin öncü savunma sanayii tesislerini ziyaret ederek askeri-teknolojik yetkinlikleri yerinde inceleyeceği bildirildi.
#türksavunmasanayii #küreselstrateji #nato
Kaynak: Habere Git