
İngiliz savunma stratejisinde radikal dönüşüm: Otonom platformlar ve dağıtık mimari
İngiliz hükümetinin yakın zamanda açıkladığı "Savunma Yatırım Planı" (DIP), savunma çevrelerinde ve askeri karar vericiler nezdinde yoğun tartışmalara neden oldu. İnsansız hava sistemlerine odaklanan yeni stratejik yönelim, hükümetin NATO taahhütlerini karşılamak için ihtiyaç duyulan finansal kaynakları tam olarak temin edememesi nedeniyle askeri kurmaylarca yeterli bulunmuyor. Savunma Yatırım Planı (DIP) öncesinde, dönemin savunma bakanı ve silahlı kuvvetler bakanının istifası, hükümetin savaş hazırlığı söylemleri ile bütçe disiplini arasındaki derin uçurumu gözler önüne sermişti.
Stratejik doktrindeki en dikkat çekici değişikliklerden biri, Kraliyet Donanması'nın Type-45 hava savunma gemilerinin yerini alması beklenen Type-83 destroyer projesinin rafa kaldırılması oldu. Bunun yerine "kabiliyetlerin parçalara ayrılması" (dis-aggregating) prensibi benimsendi. Yaklaşık 2 milyar sterlin maliyetli olması beklenen Type-83 destroyerleri yerine; radara sahip otonom sensör gemileri ve ayrı füze bataryalı platformlardan oluşan bir yapının operasyonel verimliliği artıracağı öngörülüyor. Bu parçalı sistemlerin toplam maliyetinin, tek bir Type-83 destroyerinin 2 milyar sterlinlik maliyetinden daha düşük olması hedefleniyor.

Hava gücü tarafında ise maliyet dengeleri insansız sistemlerin lehine dönüyor. Bir RAF Protector insansız hava sisteminin maliyeti yaklaşık 30 milyon sterlin seviyesindeyken, F-35 jetlerinin birim maliyeti yaklaşık 100 milyon sterlin seviyesinde seyrediyor. Stratejik hesaplamalara göre 10 adet Protector, 3 adet F-35 jetinin fiyatına eşdeğer bir maliyet tablosu oluşturuyor. Ancak analistler, Protector gibi sistemlerin F-35 ile kıyaslandığında; gizlilik (stealth), havada yakıt ikmali veya manevra kabiliyeti açısından henüz aynı eşikte olmadığını belirtiyor.
Bu dönüşüm, savunma sanayii ekosistemini de köklü bir değişime zorluyor. BAe veya Lockheed Martin gibi geleneksel ana yüklenici firmaların sektör üzerindeki hakimiyetinin; Anduril, Palantir ve Helsing gibi yeni teknoloji odaklı ve otonom sistemlere odaklanan "yıkıcı" (disruptor) firmalar lehine dengelenmesi planlanıyor.
General Richard Barrons'ın da dikkat çektiği üzere, askeri şeflerin beklediği finansal taahhütlerin karşılanamaması, bu yeni otonom mimarinin entegrasyonunda ciddi riskleri beraberinde getiriyor. Uzmanlar; parçalı sistemlerin veri bağlantılarının kesilmesi (jamming) riski, entegrasyon sorumluluğunun kimde olacağı ve farklı üreticilerden gelen otonom birimlerin senkronize bir şekilde sahada yönetilmesi konularını, sistemin bekası açısından kritik operasyonel zafiyetler olarak değerlendiriyor.
Kaynak: Habere Git