
Türkiye'nin Kaan ve F-35 vizyonu NATO stratejisinde merkezileşiyor
Ankara’da gerçekleştirilen NATO zirvesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki Batı ittifakı için küresel güvenlik mimarisinin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktasına dönüştü. İttifak, caydırıcılık söylemlerinin ötesine geçerek mühimmat stokları, önleyiciler, İHA'lar ve motor teknolojileri gibi somut üretim kapasitelerine odaklanırken; NATO üyeleri için belirlenen yeni savunma harcaması hedefi GSYH'nin %5'i seviyesine çekildi. Bu yeni konjonktürde, savunma sanayisini dış ticaretin ve teknolojik büyümenin ana motoru haline getiren Türkiye, Avrupa savunma mimarisinin çeperlerinden merkezine doğru hızla ilerliyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu stratejik geçişi "Türkiye, Avrupa ve küresel güvenlik manzarasının kenarlarından merkezine doğru ilerliyor" sözleriyle ifade ederken, Ankara'nın Rusya-Ukrayna savaşı, İran ile olan bölgesel gerilimler ve Orta Doğu'daki kriz süreçlerinde vazgeçilmez bir aktör olduğunu vurguluyor. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması sonrası uygulanan yaptırımlar, Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından yürütülen milli muharip uçak Kaan projesinin motor tedarik süreçlerini uzun süre sekteye uğratmıştı. Ancak Trump yönetiminin daha işlemsel dış politika yaklaşımı, General Electric tarafından üretilen motorlar için yaklaşık 700 milyon dolarlık bir anlaşmanın Kongre’ye sunulması hazırlığını beraberinde getirdi.
Trump yönetimi, Türkiye'yi Rus ve İran etkisini dengeleyebilecek, bölgede Amerikan askeri varlığına duyulan ihtiyacı azaltan stratejik bir ortak olarak konumlandırırken, Kaan projesi üzerindeki kısıtlamaların kaldırılması Türkiye'nin savunma ihracatında insansız hava araçlarının ötesine geçerek muharip uçak piyasasında yüksek katma değerli bir oyuncu olmasını sağlayacak. Bu süreç, sadece teknik bir motor tedariğinden ibaret kalmayıp; Türkiye'nin F-35 programına tam ortak olarak geri dönme arzusuyla birleştiğinde, Doğu Akdeniz ve Körfez bölgesindeki askeri güç dengelerini yeniden şekillendirecek bir çarpan etkisi yaratıyor. Washington ile gelişen bu ilişkiler ağı, Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki askeri varlığını ve bölgedeki jeopolitik manevra alanını doğrudan tahkim edecek bir stratejik düzleme işaret ediyor.
Kaynak: Habere Git